Meme Kanseri Nedir?

MEME KANSERİ NEDİR?

Meme kanseri, memeyi oluşturan süt bezleri veya sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden gelişiyor. Buradaki hücrelerin genetik yapılarının değişerek kontrolsüz çoğalmaları ve başka organlara da giderek orada çoğalmaları sonucu gelişen hastalığa meme kanseri diyoruz. Memede hücrelerin yapısının neden bozulduğunu tam olarak bilmiyoruz: fakat bazı durumlarda bu bozulmanın daha fazla olduğunu gözlüyoruz. Bu durumlara risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığının daha fazla olduğunu biliyoruz. Bunların arasında kadın olmak, yaş, ailesel hastalıklar gibi faktörleri sayabiliriz(detaylı bilgi için bakınız http://www.memekanseri.org.tr/meme-sagligi/meme-kanseri-risk-faktorleri/)

Normal bir süt kanalı kesiti

 

 

Süt kanalı içindeki hücreler kansere dönüşerek aşırı çoğalmaya başlıyorlar.

 

 

Kanser hücreleri kanalın içini doldurmuş ama kanalın dışına çıkmamış (Duktal karsinoma in situ DCIS)

 

 

Kanser hücreleri süt kanılının dışına taşmış (invaziv duktal karsinoma)

MEME KANSERININ SINIFLANDIRILMASI

 

 

Meme kanserini kendi içinde birkaç şekilde sınıflandırabiliriz Kanser süt bezinden kaynaklanıyorsa lobuler karsinoma, süt kanalından kaynaklanıyorsa duktal karsinoma olarak adlandırılıyor.

 

Bu iki grup ise, kanserin süt bezinin veya süt kanalının henüz içinde olmasına veya dışına taşmış olmasına göre iki alt gruba ayrılıyorlar. Süt bezinin içinde ise lobuler karsinoma insitu (LCIS), süt bezinin dışına çıkmış ise invaziv lobuler karsinoma şeklinde isim alıyor. Fakat günümüzde lobuler karsinoma in situ (LCIS) kanser kabul edilmiyor; çünkü süt bezi içinde saptanan lobuler karsinoma in situdaha ileri safhada süt bezi dışına çıkarak invaziv lobuler karsinomaya dönüşmüyor.

İnvaziv ile infiltratif kelimeleri aynı anlama geliyor ve kanserin, kanalın veya süt bezinin dışına taştığını ifade ediyor.

 

 

Duktal karsinomada kanalın içinde veya dışında olmasına göre iki gruba ayrılıyor; kanılın içinde ise duktal karsinoma in situ (DCIS)

Kanalın dışına çıkmış ise invaziv duktal karsinoma (infiltratif duktal karsinoma) adını alıyor.

Duktal karsinoma kendisini oluşturan hücre tipine göre alt gruplara ayrılıyor. Eğer özel bir hücre yapısı yoksa invaziv duktal karsinoma (NOS) şeklinde belirtiliyor. Eğer özel hücre yapısı var ise bu yapıya göre; tübüler karsinoma, medüller karsinoma, müsinöz karsinoma, papiller karsinoma gibi alt gruplara ayrılıyor.

 

 

İnvaziv lobuler karsinomada da özel hücre yapısına göre farklılıklar olmakla birlikte çok nadir görüldüğü için pratikte kullanılmıyor.

 

 

Bir de bunların dışında klinik görünümü ile farklı bir grup oluşturan enflamatuar meme kanseri var.

Duktal Karsinoma İn Situ (DCIS)

 

Süt kanallarını döşeyen hücreler, kontrolsüz olarak çoğalmaya başladıkları zaman ilk önce kanalı dolduruyorlar. Henüz kanal dışına taşmayan bu safhaya duktal karsinoma in situ (DCIS) adı veriliyor. Bu safha meme kanserinin en erken safhası. Kanser hücreleri henüz kanal dışına çıkmadığı için, vücudun her hangi bir yerine atlamamış durumda. Sadece bu bölgenin çıkartılması ile kanser tam olarak tedavi edilebiliyor.

 

Duktal karsinoma in situ safhasında, tümör boyutu genellikle elle muayene ile fark edilemeyecek kadar küçüktür. Bu safhada kanser daha çok mamografi ile tespit edilebiliyor. Bu nedenle kanserin erken teşhis edilebilmesi için 40 yaşını geçen her kadının, her yıl mamografi filmini çektirmesi öneriliyor. Toplu meme kanseri taramalarının yapıldığı gelişmiş ülkelerde, meme kanserlerinin bu safhada yakalanma oranı % 25 lere yükseliyor. Bu taramaların yapılmadığı ülkelerde ise, kanserin bu safhada yakalanma oranı % 2 civarında.

Lobuler Karsinoma In Situ(LCIS)

 

 

Süt bezlerini hücrelerden kaynaklanan ve bez dışına taşmamış anlamına gelen Lobuler Karsinoma in Situ, adına rağmen kanser kabul edilmiyor. Çünkü lobuler karsinoma in situ, invaziv lobuler karsinoma’ ya dönüşmüyor, yani süt bezinin dışına çıkıp yayılmıyor. Bu nedenle kanser kabul edilmiyor; bize sadece bu memede kanser gelişme riskinin arttığını ve dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor.

İnvaziv Duktal Karsinoma

 

Bir süre sonra kanser hücreleri kanal dışına çıkıyorlar; bu safha invaziv (infiltratif) safha, yani kanserin memeyi istila safhası.

 

Meme kanserleri içinde en sık invaziv duktal karsinomayı görüyoruz. Yani sütü, süt bezinden meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve kanal dışına çıkmış kanser.

 

İnvaziv Lobuler Karsinoma

 

Memede ikinci sıklıkta İnvaziv lobuler karsinoma’ yı görüyoruz. Bu da süt bezlerinden kaynaklanmış ve bez dışına çıkmış anlamına geliyor.

Diğer Meme Kanseri Tipleri

 

 

Medullar karsinoma ve Müsinöz karsinoma da diğer meme kanseri tipleri. Bunlar invaziv duktal karsinoma ve invaziv lobular karsinomadan daha iyi seyrediyorlar.

 

Tübüler karsinoma meme kanserleri arasında en iyi seyredeni. Meme kanserlerinin % 2 sini oluşturuyorlar.

 

Enflamatuar meme kanseri, meme derisinde kızarıklık, ısı artışı ve kalınlaşma gibi bulgularla kendisini gösteriyor. Burada bir enfeksiyon söz konusu değil. Sıcak ve kızarık görüntü, kanser hücrelerinin meme derisi lenf kanallarına yayılmasıyla ortaya çıkıyor. İlk çıktığı andan itibaren ileri safha (Evre IIIB) kabul ediliyor. Enflamatuar meme kanseri terimi, kanserin hücresel kaynağı veya yapısını değil, klinik görünümüne göre yapılan bir evrelemeyi işaret etmektedir ve yukarıda bahsedilen gruplandırmanın dışında kalmaktadır.

 

KANSERIN LENF BEZLERINE ATLAMASI

 

 

Organizmayı oluşturan hücreler, sıvı bir ortam içinde bulunuyor. İnsan vücudunun % 45 ini, hücrelerin içinde bulunduğu bu sıvı ortamlar oluşturuyor. Bu ortamlar kan damarları dışına sızan sıvı ile devamlı olarak besleniyorlar. Bu sıvının içinde, hücreler için gerekli olan besin maddeleri ve oksijen bulunuyor. Hücre ihtiyacı olan maddeleri buradan alıyor ve bunları kullandıktan sonra atık madde olarak tekrar bu ortama veriyor. Buradaki sıvı devamlı olarak lenf damarları ile kan dolaşımına taşınıyor ve belirli bölgelerde yerleşen lenf düğümü adı verilen noktalarda süzülüyor.

 

Süt kanalı dışına çıkan kanser hücreleri bu sıvı ortam içinde dolaşıyor. Hücreler içinde bulundukları lenf sıvısı ile birlikte lenf damarlarının içinde yol alıyorlar. Meme dokusundan gelen lenf sıvısı, ilk önce koltuk altındaki lenf düğümlerinde süzülüyor ve kanser hücreleri burada tutuluyor. Tutulan kanser hücreleri lenf düğümü içinde yerleşerek çoğalmaya devam ediyorlar. Daha sonra buradan diğer organlara yayılıyorlar.

 

Bazen hücreler doğrudan kan dolaşımı içine de girebiliyorlar ve kan yolu ile uzak organlara gidiyorlar. Tümör hücrelerinin bu şekilde diğer organlara sıçramasına metastaz diyoruz. Meme kanseri hücreleri daha çok akciğer, kemik, beyin ve karaciğer gibi organlara gidiyor ve orada çoğalıyorlar.

MEME KANSERI TARAMASI

 

Günümüzde meme kanseri oluşmasını önleyen bir yöntem yok. Buna karşılık erken teşhis ile hastalığın zararını en aza indirmek mümkün. Tüm teknolojik gelişmelere, çağdaş yöntemlere rağmen erken teşhis, meme kanserine karşı mücadelemizde en önemli silahımız.

 

Meme kanseri görülme sıklığı her yıl artıyor. Hastalığın bu artışı karşısında gelişmiş toplumlar, 1980 ‘li yıllar başlarında hastalıkla mücadelenin tek yolunun erken teşhis olduğuna karar verdiler. Bu noktadan yola çıkarak, toplu meme sağlığı taramalarına başladılar. Mamografi, meme kanseri taramalarında kullanılan en yaygın yöntem.

 

Toplum öncelikle hastalık konusunda bilgilendiriliyor ve bilinçlendiriliyor. Daha sonra belirli yaş gruplarındaki kadınlar, her yıl veya iki yılda bir defa mamografi çektirmeleri için davet ediliyor. Bu hizmet devlet tarafından ücretsiz olarak veya çeşitli kuruluşlar tarafından çok düşük bir ücret karşılığı veriliyor.

Kadınların kendi kendilerini muayene etme yöntemlerini öğrenmeleri, en ucuz ve kolay yöntem; bir uzman tarafından muayene edilmeleri de diğer tarama yöntemi. Bu yöntemlerin en etkilisi ise, üçünün birlikte yapılması; yani her kadının kendisini her ay muayene etmesi, 40 yaşından sonra yılda bir defa bir uzman hekim tarafından muayene edilmesi ve her yıl mamografi çektirmesi.

 

En sık karşılaştığımız sorulardan birisi, “MR(magnetik rezonans) ile daha iyi sonuç alınmaz mı?” şeklinde. MR, meme kanseri tanısında kullanılan bir yöntem; bazen tanı için mutlaka gerekli olduğu durumlar da söz konusu. Fakat tarama programlarında maliyet çok önemli bir kriter. Bazı durumlarda da mamografi kadar yeterli olmayabiliyor.